"Son balık öldüğünde, son nehir kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde beyaz adam paranın yenmediğini anlayacak."
(Kizilderili Atasozu.
Bu haftasonu bahar lezgiluklarimizin yolu yine lazlarin o buyulu cografyasindan gecti. Ugrak yerleri Caglayan vadisi, Ciftekopru ve adi gibi egzotik Mencuna selalesi idi.
Yine gozun gordugunu goruntulemeye fotograf makinasi pikselleri yetmedi. Ortadogulu bir turistin soyledikleri aslinda olayi cok net aciklar vaziyette: "Kuran'da bahsedilen cennet var ya. Iste siz orada yasiyorsunuz". Sonra dusundum. Gercekten de kafamda tezahur eden cennet goruntusu bu gorduklerim kadar guzel degil. Sozun ozeti blogcanim, makina piksellerinin yettigi kadar, dilimin dondugu kadar anlatmaya calisacagim. Ve sozlerimi yine binlerce sukur ile noktalayacagim.

Durak 1: Caglayan Koyu: Karadeniz sahil yolu geride birakilir, Pazar tuneli gecilir ve sonrasinda bambaska bir mekana adim atilir. Cayeli-Pazar Ardesen geride kalirken, firtina vadisine delikanli bir selam cakilir ve Findikli'ya varilir. Findikli merkezde tarihi camileri de gecince, cennetin kapilari ardina kadar acilir.
Ama bizim asıl hikayemiz daha icerilerde baslar. Fındıklı’nın doğu çıkışına doğru gittiğinizde gürül gürül akan derenin yanındaki yoldan sapınca tam altıncı kilometrede. Çağlayan, eski adıyla “Abu”, yaklaşık 400 yıllık geçmişi olan bir köy. Fatih Sultan Mehmet’in Otlukbeli Savaşı’na giderken konakladığı yerden aşağıdaki bakıp “ab-ı hayat” buradadir dediği rivayet edilir. Abu ismi, Fatih’ten miras görünse de Türkleştirme politikası kapsamında Çağlayan olarak değiştirilmiştir.
Köyün girişinde ilginç bir tabela bizi karşılıyor.
“Yaşam alanıma dokunma, su hayattır”. Çağlayan Köyü HES'lere karsi verilen mucadelenin cikis yeridir. Koyluler yillardir, davalar, mitingler, basın açıklamaları, şenliklerle, Devlet Su İşleri’nin dere üzerinde projelendirdiği 7 santralin inşaatına engel olmak için var gücüyle çalışıyor. Doğu Karadeniz’de hidroelektrik santralin giremediği ve taş ocaklarının açılmadığı tek vadinin Çağlayan vadisi olduğunu söylersek bu mücadelenin ne anlama geldiği daha kolay anlaşılır.
Diger mevsimlerde nasil bir guzellige burundugunu gormek mumkun olmadi henuz ama, su guzelim nisan ayinda gelinler gibi suslenmis bizi bekliyordu Caglayan koyu. Her biri koca bir cay bahcesinin icinde olan muazzam konaklari, ince kemerli asilzade tas koprusu, Turkiye'de sadece burada bulabileceginiz kirmizi noktali alabalik ciftlikleri, mutlu mesut cocuklari, patika yollariyla.
Gozumuzu de gonlumuzu de burada birakarak ve Fatih'in Ab-i Hayati'ni HESSEVER devlet buyuklerimizin serrinden saklasin diye allaha emanet ederek ayrildik Caglayan koyunden. Dustuk canimin yarisi Arhavi yollarina. Arhavi'nin icinden kivrila kivrila akan bir yol getirdi bizi Ciftekopruler'in yamacina.
Ciftekopru yuzyillaridir orada oyle duruyor. Tarihe gozkirparken, yillarin depremlerine, firtinalarina,taskinlarina ve sellerine meydan okuyor. Doga ona kiyamamis sanki yikilmasina izin vermemis ama, allah insanoglunun serrinden korusun onu. Zira sadece 200 km asagisinda tasocaginin cevreye verdigi zarar sabitken, ciftekoruye kamyonlarin cikabilmesi icin de yollar yapilmis. Yani buraya kadar ulasim sorunu yok. Ama insan icinden keske ulasilamasa da bizim icin orada oyle yuzyillarca kalsa diyor.
Yuksek bir yamactan ciftekoprunun tadini cikararak yedigimiz ogle yemeginden sonra yukarda gordugunuz irmagi solumuza alip gidiyoruz araclarimizin cikabildigi yere kadar. Ve bu tabelayi gordugumuz yerde yol bitiyor.
Su kopruden sonra basliyoruz tabanlara kuvvet tirmanmaya.
Trekking boyu gozumu cevirdigim heryerde ayri bir tablo, bende ayri bir merak. Keci gibi tirmaniyorum artik bu yollari. Daglar bana tanidik, ben daglara. Yeniden karsilastigim eski bir dostla kucaklasir gibi bir his icimde, toprakla kucaklasiyorum. Her adimda kendime daha cok yaklasiyorum.
Mencuna selalesinin bir sekilde ismi duyulmus ama aslinda tirmanis boyu etrafta ucerli beserli kollar halinde akan bircok selale var. Yolun bittigi yerde tam 575 km yolu bunun icin mi tirmandim dediginiz anda...
2-3 adim saga adim attiktan sonra iste bu karsiliyor sizi.
Burasi sozun de bittigi yer olsa gerek. Karsiniza ne cikacagini bilmeden gecilen patikalar, yurunen yollar ve yollarin en beklenmedik yerinde Mencuna karsinizda. (Ki zaten hersey beklenmedik hersey akildisidir bu cografyada). 50 m yükseklikten dökülen sular çanak bir kayanın ortasına delice dökülüyor. Saatlerce manzaranın güzelliğine kapılabilirsiniz. Her seferinde burasi gordugum en guzel yer diyerek ayrildigim bu derin vadiler, bu sarp yamaclar bir dahaki sefere yine sasirtiyor beni daha guzelini, daha daha guzelini karsima cikararak. Herbir toprak parcasi kendini yaratan mukemmellige erismek icin yarisiyor sanki burada.

Mencuna'yi da huzunlenerek birakiyoruz ardimizda. Zira birdaha geldigimizde o guzelim sularinin camurlara bulanma ihtimali, daha kotusu onu besleyen damarlarin HES denilen katil borularin icine hapsedilmis olma ihtimali aklimiza geldikce, biz de aklimizi yitiriyoruz. Evet tahmin edeceginiz gibi vahsi kapitalizm Mencuna'nin sularina da goz dikmis, kanli elleriyle irzina gecmek icin zaman kolluyor.
Hala inatla HES lerin dogaya zarar vermedigini savunanlar su linke http://www.arhavi.org/istad-haberi/mencuna-selalesi-kan-agliyor.html tiklayip, yurutmeyi durdurma karari cikarilmadan once HES insaatlari sirasinda Mencuna'nin nasil su degil de camur aktigini cok net bicimde gorebilirler.
Kendini bulabildigi her yukseklikten oylece birakivermis onca dere, onca irmak, ve selalelerin ulastigi denize vardigimizda bir yolculuk daha sona eriyor. Benim sag omzumda uzun yolculuklarimin arkadasi omrumun yoldasi derin uykulardayken, gunes de turuncu portakal rengine burunmus her gece koynuna girdigi karadenizi kucakliyor.
Ayaklarimizin yorgunlugu gececek bir gun sonra. Ama kotu ihtimallerin biraktigi gonul yorgunlugu? Ya bu yesil, bu mavi birgun dayanamaz bizi birakip cekip giderse korkusu?

Iste bunca yol, bunca yazi hep bunun icin. Bu cografyaya asik benim gibi binlercesi var biliyorum. Ve herkesin ayri bir isyani. Bu da benim isyan etme bicimim. Duyarsiz insanogluna, oturdugu yerden o sozlesmeleri imzalayanlara. Varsin jeneratorlerimiz calismasin, ama bu cennet bu guzellik bize kalsin. Gormeden vazgecmek kolay. Ama br kez gorup suyun bilgeligine tanik olduktan sonra, "HES de yapilsin nukleer santral de. Bizim enerjiye ihtiyacimiz var. Cevrecilerin kafalari utopik" demek zor. Bu guzelligi elin yuregin titremeden feda etmek de. Evet kafalarimiz utopik en az yasadigimiz cografya kadar...